Excel Vba Forum Excelce.Net Açıldı

Excel Vba Forum Excelce.Net Açıldı.

http://www.excelce.net/forum

Excelce.Net;
Microsoft Excel başta olmak üzere, Word, Outlook gibi Ms Office programları hakkında ücretsiz örnek kod ve dosya paylaşımı ile soru-cevap forumu yanında, talebe göre kişilere veya kurumlara özel ücretli programlar hazırlamayı hedefleyen, ilerleyen zamanda da Open Office hakkında da paylaşımlar sunmayı amaçlayan geniş kapsamlı bir excel vba sitesidir.
2010 yılının ilk gününde açılan site yönetiminin, Excel Vba tecrübesi çok eskiye dayanmakta olup, pek çok yerli ve yabancı siteden edinilen bilgi ve tecrübeler ışında, derli toplu ve seviyeli paylaşımı ilke edinmiştir.

Etiketler:, , ,

Read Users' Comments ( 0 )

Outlook açılışına şifre koymak için

Outlook açılışına şifre koymak için aşağıdaki gibi bir yol izleyebiliriz;

ThisOutlookSession’a yazılacak kodlar:

[code]Private Sub Application_Startup()
frmBulent_Giris.Show 1
MsgBox "İyi çalışmalar.", vbInformation
End Sub
[/code]

frmBulent_Giris isimli forma yazılacak kodlar:
[code]Private Sub UserForm_Initialize()
TextBox1.SetFocus
End Sub

Private Sub UserForm_QueryClose(Cancel As Integer, CloseMode As Integer)
If CloseMode = vbFormControlMenu Then
Cancel = True
MsgBox "Lütfen şifreyi giriniz...", vbCritical, "Outlook'u Açmak İçin Şifre Girmelisiniz"
End If
End Sub

Private Sub CommandButton1_Click()
Static bulent As Integer

If TextBox1 = "1234" Then
    Unload Me
Else
    ListBox1.AddItem TextBox1 & " başarısız deneme.":
    bulent = bulent + 1
    If bulent >= 3 Then
        ActiveWindow.Close
        Application.Quit
    End If
End If
End Sub
[/code]

Not:Form üzerinde 1 adet Textbox, 1 adet Listbox ve 1 Adet CommandButton olacak.

Outlook Giriş Şifre Ekranı

Outlook Giriş Şifre Ekranı

Read Users' Comments ( 0 )

Hotmail, Windows Live Messenger Kullanıcı adı ve şifrenizin koruması

Microsoft Türkiye olarak tanımadığınız kişileri arkadaş listenize eklememenizi, Microsoft ya da MSN başlığı altında gelen ve sizden şifre ya da kullanıcı adınızı isteyen maillere güvenmemenizi, tanımadığınız kişilerden gelen e-postaları açmamanızı önermekteyiz.
Buna rağmen şifrenizi/kullanıcı adını unutmanız ya da şifrenizi kaybetmeniz halinde aşağıdaki videoyu izleyerek nasıl bu sorunu aşacağınızı öğrenebilirsiniz. Video’da anlatılan formu dolduracağınız ve şifre sorununuzu çözeceğiniz internet adresi şu şekildedir.
https://support.live.com/eform.aspx?productKey=wlidvalidation&ct=eformcs&scrx=1

IP’nizi Belirleme Hakkında Ek Bilgi

Internet bağlantısı yaparken Internet servis sağlayınıza statik IP için başvurdunuzsa ve hep aynı IP ile Internete bağlanıyorsanız o IP adresini Videoda belirtilen kutucuğa giriniz. Bununla ilgili özel bir işlem yapmadıysanız video’da belirtilen kutuyu boş bırakın. Bir çok işyeri statik IP kullanmaktadır, eğer Hotmailinizeya da WindowsLive Messenger servisine iş yerinden sıkça giriş yapıyorsanız, iş yerinizin IT sorumlusundan öğrenip buraya girebilirsiniz.

http://entertainment.tr.msn.com/sifre.aspx

Etiketler:, ,

Read Users' Comments ( 0 )

Microsoft’tan Hotmail Hesaplarının Şifrelerinin Çalınması Hakkında Basın Açıklaması:

Bazı Windows Live Hotmail kullanıcılarının şifre bilgilerinin, bir sahtekarlık olan “phishing” yöntemi ile yasadışı yollardan elde edildiğini ve bu bilgilerin bir Web sitesinde yayınlandığını öğrenen Microsoft, bu konuda harekete geçerek, Web sitesindeki şifre bilgilerinin derhal yayından kaldırılması talebinde bulunmuş ve soruşturma başlatmıştır. Yapılan soruşturmada Microsoft sunucularında herhangi bir güvenlik ihlali yaşanmadığı anlaşılmıştır. Halen şifre bilgileri açıklanan hesaplara erişim engellenmektedir. Kullanıcıların ise kendi hesaplarına güvenli bir şekilde ulaşmaları için gerekli araçlar sağlanmaktadır.

Web sitelerinin sahtelerini hazırlayarak, kullanıcıları kandırmayı ve şifrelerini elde etmeyi hedefleyen “phishing”, bugün maalesef yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Microsoft, kullanıcılarının güvenli ve zengin bir çevrimiçi deneyim yaşamalarını sağlamakta kararlıdır ve bu yönde gerekli olan tüm önlemleri almaktadır. Kullanıcıların talep etmedikleri ekleri veya linkleri açarken son derece dikkatli olmaları, anti virüs yazılımlarını düzenli bir şekilde güncellemeleri gerekmektedir.

Microsoft kullanıcılarına şunları önermektedir:

• Şifreler ve Windows Live kullanıcı isimleri 90 günde bir yenilenmelidir.
• Sistem yöneticileri sadece bildikleri ve kimlik bilgilerine güvendikleri kullanıcıların girişini onaylamalıdır.
• “Phishing” siteleri başka sorunlara da yol açabildiği için antivirüs yazılımları daima güncel tutulmalıdır.

Saygılarımızla,
Microsoft Türkiye

Etiketler:,

Read Users' Comments ( 0 )

Msn’de şaşırtan şifreler

Hotmail’in hack’lenmesiyle ortaya çıkan gerçek: En çok kullanılan şifreleri görünce şaşıracaksınız.

Bir güvenlik blogcusunun ele geçirilen Hotmail hesapları üzerine yaptığı araştırma sonucunda çarpıcı bir gerçek ortaya çıktı! Yapılan araştırma sonucunda ele geçirilen hesaplara arasında kullanılan en popüler Hotmail ve Msn şifresinin 12345 olduğu ortaya çıktı.

Acuntetix blogcusu Bogdan Calin, 10.000 hesabı inceledi. Bunlardan 82 tanesinin şifresinin 12345 olduğunu gördü. Diğer popüler şifreler ise 12345678, 1234567 ve tahmin edebileceğiniz gibi 111111 oldu.

Anlaşılabileceği gibi kullanıcıların büyük çoğunluğu çok zayıf şifreler kullanıyor. Yüzde 43′ü sadece küçük harf kullanırken, kullanıcıların yüzde 19′u sadece sayısal şifre tercih etmiş. Şifrelerin sadece yüzde 6’sı olması gerektiği gibi güçlü şifrelerden oluşuyormuş.

Elbette bu şifreler kaba kuvvet saldırısıyla değil, daha önceki haberimizde ve devamındaki haberde yer verdiğimiz yöntemle ele geçirildi. Bununla birlikte hackerların işini kullanıcıların ne kadar kolaylaştırdığı ortaya çıkıyor.

- chip.com.tr -

Etiketler:,

Read Users' Comments ( 0 )

MSN’de sorun yaşayanlar dikkat!

Microsoft’un bir iletişim hizmeti olan Messenger’daki (MSN) yurt dışı kaynaklı bir arıza nedeniyle bazı kullanıcılar 2 gündür MSN iletişim kuramıyor. (07.10.2009)

AA


AA muhabirinin, Microsoft Corporation-Türkiye firması yetkililerinden
aldığı bilgiye göre, bilgisayarlarında eski sürüm MSN programını kullanan çok
sayıda kişi, dün MSN kullanımında sorun yaşamaya başladı.
Ekranda beliren uyarı doğrultusunda MSN’nin yeni sürümünü yükleyen pek
çok kullanıcı, yine de MSN’yi aktif hale getiremedi. Vatandaşlar, Microsoft
Corporation-Türkiye firmasını arayarak yaşadıkları sorunu yetkililere iletiyor.

Firma yetkilileri, sorunun yurt dışı kaynaklı olduğunu, ilgili yerlere
arızanın bildirildiğini, kısa süre içinde sorunun giderileceğini tahmin
ettiklerini ifade etti.

Etiketler:,

Read Users' Comments ( 0 )

Bakkal ile Papağanı

Bir bakkal vardı bir de dükkânda papağanı;
Rengârenk ve hoş sesli, pek de düzgün lisanı.

“Niye hep masallarda yer alır bu papağan ?”
Diye sorarsan bil ki, konuşuyor da ondan.

Bu kuş da çok akıllı, çok da bilmiş bir kuştu
Herkes onu tanırdı, etrafta nam tutmuştu.

Bakkal ile papağan severdi birbirini,
Adam bir yere gitse kuş alırdı yerini.

Özgürlük nedir bilmez, çıkmazdı bu dükkândan,
Gözünü burda açmış, bilmezdi başka mekân.

Kafesi bile yoktu, serbest gezer dükkânda
Ama tüneğinden de pek gitmezdi uzağa.

Hep orada oturur, tüylerini temizler
Dükkâna gelenlere hep güzel sözler söyler

Sık gelip gidenleri daha kapıdan tanır,
Adlarıyla seslenir, sorardı hâl ve hatır

Birine hitap etse konuşan sanki insan
Ötüşünü duyanlar dinlerdi hayran hayran.

Bekçilik de ederdi, beklerdi de dükkânı
Nüktelerle güldürür, mutlu eder insanı.

Bir gün bakkal dışarda, dükkân emanet kuşa.
Bir fare, bir de kedi girdiler koşa koşa.

Fare can telâşında girecek delik arar
Kedi onun peşinde, avcılık kanında var.

Kediyi gören kuş da tüneğinden fırladı
Korkudan ve telâştan raftan rafa sıçradı.

Kuşcağız bilemezken kaçsın hangi tarafa
Yağ şişesi kırıldı ve saçıldı etrafa.

Bakkal dükkâna döndü, koltuğuna oturdu.
Bir ıslaklık hissetti, şöyle bir an bir durdu.

Elini uzatarak bulaşan yağı buldu;
Etrafına bakındı, anladı neler oldu.

Her yerde cam kırığı, her yer yağa bulanmış;
Ve tünekte papağan, süklüm püklüm, utanmış.

O öfkeyle bir kalkış kalkıverdi yerinden.
En kötü zararlara hep öfke olur neden.

Bir sopa aldı ordan, kuşun başına vurdu.
Ne iş açar başına bu vuruş bilmiyordu.

Etkisi ağır oldu bu talihsiz vuruşun,
Darbenin şiddetinden dili tutuldu kuşun.

Ayrıca bir şiş çıktı kafasında kocaman,
Hem komik hem acıklı bir hâl aldı papağan.

Bu şişlik birkaç günde kayboldu gitti, ancak
Yeri cascavlak kaldı, yolunmuş gibi çıplak.

Tüysüz kafa bir yana, üstelik çıkmaz sesi;
Ne konuşur ne öter, sanki bitti nefesi.

Sanki uçtu, kayboldu o neşeli papağan,
Yerine geldi, kondu, oturdu bir somurtkan.

Bakkal da çok suskundu, ağzını açmaz bıçak.
Ne vardı sanki öyle garip kuşa vuracak.

Çoktan pişman olmuştu kalkışına öfkeyle.
Fayda vermez ne yazık pişmanlık, olan işe.

Ah ederek ağladı, çok döğdü dizlerini
Uçup gitmiş değeri kim getirecek geri ?

“Nimetimin güneşi bulut altına girdi;
Ona vurduğum bu el kopsun, kırılsın !” derdi.

Fakirlere sadaka, yolsullara yiyecek,
Hediyeler dağıttı; gene açmadı çiçek.

Bilenlere danıştı, dağlar olsa aşacak;
“Acaba bu güzel kuş ne zaman konuşacak ?”

Karşısına geçerek şaklabanlık ederdi,
Yeter ki kuş konuşsun, her ne yapsa değerdi.

Öyle kederliydi ki, hayatından bezmişti
En sonunda usanmış, ümidini kesmişti.

Bir gün kapı önünden geçti bir garip adam
Kafasını kazıtmış usturayla tastamam.

Bir tek kılın izi yok, parlıyor sanki ayna,
Ya kalaylı bir kâse, ya gümüşten bir kurna.

Bunu görünce sanki verir gibi hediye,
Dili tutulmuş kuşun sesi geldi geriye

“Hey hemşerim !” dedi kuş, “niye böyle kelleştin;
Kim vurdu kafana da saçlarından vazgeçtin;

Sende mi çok korktun da yollarını şaşırdın;
Yoksa sen de bir yerde yağ şişesi mi kırdın ?”

Dinleyen duyan herkes çok güldü bu sözlere,
Bir de derler papağan hep konuşur ezbere.

***

Ama gelin olaya kuş gözüyle değil de,
Düşünerek bakalım, ne anlatır bizlere.

Kendini başkasıyla kıyaslamamalı kimse,
Yanlıştır her olayı anlamak aynı gözle.

Büyük işler başaran insanlara bakıp da,
“Ben de yapardım” deme, görünsün hele yap da !

Bu yüzden yollarını şaşıranlar pek çoktur.
Büyüklerin sırrına küçüklere yol yoktur.

Bir çoğu dışa bakıp “biz de insanız” dedi;
“Onlar da bizim gibi uyudu, yemek yedi”

Bilmezler ki gerçekte, arada sonsuz fark var,
Farkı farketmek bile gören gözlere bakar.

İki cins arı gelir, aynı pınardan içer,
Birisi bal üretir, biri sokar, zehirler.

İki ayrı cins ceylan ot yiyen ve su içen;
Birinden gübre olur, misk çıkar öbüründen.

Aynı su kenarında iki cins kamış biter;
Birinin içi boştur, biri doludur şeker.

Dışı aynı yüzbinler, milyonlarca örnek var
Ama gerçek farkları yetmiş yıllık yol kadar.

Yemek yer iki kişi, biri hep cahil kalır,
Öbüründen bilgi’nin parıltısı yayılır.

Kötünün yediğinden çıkar yalnız kabahat,
Arif’in yediğinden doğar aşk ve hakikat.

İki topraktan biri bakımlı ve verimli,
Diğeri kıraç, çorak ve ürünsüz değil mi ?

Tertemiz, melek gibi değil mi bazı insan,
Bazısı da yırtıcı, ya şeytan ya da hayvan ?

Benzemek, eş görünmek, çok açıktır doğrusu
Hem berrak hem durudur acı su ve tatlı su.

Zevk sahipleri bilir suların lezzetini
İçmeyenler bilemez suyun hakikatini.

 

Mânâ ile akıldan nasibi olmayanlar
Gördüğü mucizeyi sihir ve tılsım sanar.

Sihir işinin aslı düzen ile hiledir.
Mucizeyi bilmeyen onu da hile bilir.

Musa’nın âsâ’sıdır mucizelerden biri
Ejderhaya dönüşüp yoketti sihirleri.

Her değnek kuru daldır, hep birbirine benzer
Bir teki mucizedir, hileleri yok eder.

Örnek saymakla bitmez dünya bunlarla dolu;
Aslolan bulabilmek, izlemek doğru yolu.

Gördüğün her olayı dökme hazır kalıba,
Düşme sakın bu kuşun kapıldığı ayıba.

Ön yargılar insanı yanılgıya götürür,
Basma kalıp kıyaslar hep yanlış düşündürür.

Doğru karar tâbidir yalnız doğru bilgiye,
Araştırıcı ol ki ulaşasın iyiye.

Doğruluk hazinedir, eksilir, biter sanma,
Aksini söyleyene nefsin de olsa kanma.

Etiketler:, ,

Read Users' Comments ( 0 )

Tüccar ile Papağanı

Bir ülkede bir zaman zengin bir tüccar vardı.
Ülke ülke dolaşır, mal getirir satardı.

Güzel bir kuşu vardı, özel cins bir papağan,
Tüyleri rengârenkti, konuşkan mı konuşkan.

Bir gün gene yollara düşmek çıktı kaderde;
Ticaret hayatında bereket var seferde.

Hedefi Hindistan’dı yolu da epey uzun.
Kavuşmak sevinç verir, ayrılan olur mahzun.

Evindeki herkesi tek tek çağırıp sordu :
Her biri Hindistandan acep ne istiyordu.

Herkes bir şeyler ister, boy boy ve türlü türlü.
Ev sahibi söz verir; cömert adamdır çünkü.

Papağana da sordu “Sana ne getireyim ?
Haydi, söyle bana da dileğini bileyim.”

***

“Ordaki kuşları gör, anlat hâlimi benim;
Onlara söyle : senin kafesteki kölenim.

Onları çok özledim ama burda tutsağım,
Yıllar var ki dostlardan, vatanımdan uzağım.

Selâm söyle onlara, bana yardım etsinler,
Bana kurtuluşumdan, ümitten sözetsinler.

Bu gurbet ellerinde onları özleyerek,
Çırpınıp duruyorum; bir gün ecel gelecek.

Ben burada, kafeste, sevdiklerimden uzak,
Yaşarken hiç durmadan ağlayıp sızlıyarak;

Onlar orda dallarda gezerek diyar diyar,
Uçuşup ötüşerek yaşasınlar bahtiyar.

Böyle dostluk olur mu, böyle mi olur vefa,
Dostları hapisteyken sürsünler böyle sefa ?

Ey mutlu kardeşlerim, özgür hayat sürenler,
Sabah sessizliğinde ses şöleni verenler !

Arada bir bu esir kardeşi hatırlayın
Hayâl gibi de olsa, aranızdayım sayın.

Kutluluk, mutluluktur dostu anması dostun.
Anan Leylâ olursa, anılan ise Mecnun,

Daha da başka olur anlamı yâdetmenin.
Gün doğarken, batarken, dostlar beni yâdedin.

Siz orada gül endam eşlerinizle mutlu,
Ben burada kafeste, yalnızlığın mahpusu.

Yüreğimin kanını içerim yudum yudum
Ah canım kardeşlerim, cennet vatanım, yurdum !

Özgürce şakıyınız, yiyiniz ve içiniz.
Bu yere düşmüş canı yâdetmek isterseniz;

Bir yudum da toprağa dökün içtiğinizden
Bana yardımcı olmak gelmezse elinizden.

Bu ne şaşılacak şey, nerde kaldı onca söz ?
Siz unuttunuz beni, kaldım yetim ve öksüz

Vefanın ve dostluğun gülleri nasıl soldu
Birlikte geçen günler nasıl da unutuldu ?”

***

Susturmadan sabırla kuşu dinledi tüccar,
Çok ince yürekliydi, kuşa çok sevgisi var.

Bu hüzünlü mesajı kaydetti belleğine,
Öğrendi ve söz verdi götürmeye yerine.

Yola çıktı, yürüdü, geçti dağlar ovalar.
Bir hayli zaman geçti, Hindistan uzak diyar.

Çok da büyük bir ülke, gören bir kıt’a sanar,
İki ucu arası geldiği yollar kadar.

Sonunda bir gün baktı, geçerken bir ormandan
Burda kuşlar tanıdık, aynı bizim papağan.

Durdurarak atını, dedi : “Dinleyin kuşlar !
Size uzak bir yerden gelmiş bir haberim var !

Sizlere bir dostunuz candan selâm söyledi,
Şu sözleri de size aktarmamı diledi :”

Diye başlayıp söze, ne dediyse papağan
Tekrarladı bir güzel, tek bir söz atlamadan.

Çok tuhaf bir şey oldu her şey giderken iyi
Titremeye başladı duyan kuşlardan biri;

Çok geçmedi, sallandı, düştü durduğu daldan,
Serildi kaldı yere, ne nefes kaldı ne can.

Adamcağız şaşırdı, bir zaman öyle kaldı.
“Acaba” dedi “bu kuş niye böyle sarsıldı ?

Vurulmuş gibi geldi, düştü kaldı önüme,
Bilmiyerek de olsa sebep oldum ölüme.

Evdeki papağanın akrabasıydı belki;
Belki çok yakınıydı, belki ruhları birdi.

Bu işi nasıl yaptım, haberi niye verdim
Zavallı kuşcağızın hayatını bitirdim.”

Her ne olduysa oldu, bir iş ki şaşılacak !”
Dedi ve yola düştü, çok dağ var aşılacak.

***

Alışverişler bitti, görevler tamamlandı,
Döndü evine geldi, en güzeli bu andı.

Dağıttı Hindistan’dan gelen hediyeleri.
Ev halkı çok sevindi, herkesin belli yeri.

Papağana bilerek bir şey söylemiyordu.
O garip de öylece oturmuş bekliyordu.

Sonunda duramadı, seslendi efendiye :
“Burda biri daha var, bekliyor bir hediye !

Yok mudur bu kula da güzelce bir armağan;
Vatanımdan yurdumdan şöyle bir selâm falan ?”

“Bırak Allahaşkına ! …” dedi, hüzünlü tüccar ;
“Senin aklına uydum, pişman oldum ne kadar !

Büyük cahillik ettim, büyük de akılsızlık;
Şimdi pek çok pişmanım, hem de kalbim çok kırık.

O hayırsız haberi götürmeseydim keşke.
Şimdi böyle üzülmez, düşmezdim bu ateşe…”

“Efendi !”dedi ona, hayretinden papağan;
“Niye pişman oldun ki, nedir seni ağlatan ?”

“Buldum senin yurdunu, buldum kardeşlerini,
O güzel dostlarına aktardım haberini.

İçlerinden birisi öyle kederlendi ki,
Seni ordakilerden en fazla sevendi ki,

Titremeye başladı ve sonra düştü daldan.
O öldü diye böyle üzüldüm, oldum pişman.

Pişmanlık neye yarar, olduktan sonra olan ?
Ölüme sebep oldum, uçtu ve gitti bir can”

Bu acıklı hikâye tamamlandığı anda
Bir tuhaflık belirdi zavallı papağanda;

Onun da bedenini bir titremedir aldı,
Sonra yere düştü ve kaskatı kalakaldı.

***

Adam dehşete düştü ve fırladı yerinden.
Canı çıkıyor gibi bir ah çekti derinden.

Külâhını çıkarıp yere vurdu çiğnedi
Yen-yaka parçaladı, derin derin inledi.

“Ey güzel sesli kuşum, ey güzel papağanım !
Ne oldu sana böyle, benim ciğerim, canım !

Neden bu hâle geldin, ey şakıyan yoldaşım,
Beni neşelendiren can dostum, arkadaşım !

Gönlümün güneşiydin, ışığıydın içimin,
Hayatımın bağıydın, bahçemdin, çiçeğimdin…

Süleyman seni eğer bir kez görmüş olaydı
Başka kuşa bakmazdı eğer seni bulaydı.”

Biraz sakinleşince değiştirdi hitabı
Kendisine kızmaya, söylenmeye başladı :

“Ey dil’im ! suçlu sensin, sen kıydın iki cana;
Beni de mahkûm ettin bu çâresiz hicrana !

Mâdem söyleyen sensin, ben sana ne diyeyim ?
Senden nasıl kaçayım, nerelere gideyim ?

Hem ateş, hem harmansın; hem serin hem sıcaksın.
Bu ateşi harmana ne kadar salacaksın ?

Ey dil’im, cânan gibi bu can da senden bizar;
Hem her sözüne uyar, hem de gizlice ağlar …

Sen bir hazinesin ki, tükenmez harcamakla
Bir dertsin ki çâresi bulunmaz aramakla …

Yollara tuzak kuran hile’sin, bir ıslıksın
Hem de yalnız kalana tesellisin, ışıksın …”

***

Üzüntüden kendini kaybetmişti iyice
Konuşup duruyordu, tutarsızca, delice.

Kâh yalvarıp ağlıyor, kâh da nazlanıyordu
Izdırabı derindi, içeri kanıyordu.

Sonunda kuşu tuttu, kafesinden çıkarttı,
İçi parçalanarak pencereden fırlattı.

Ama ne oldu öyle ? birden heyecanlandı;
Kafesteki ölü kuş birdenbire canlandı !

Tıpkı karanlıklardan yükselen güneş gibi,
Birden parlayıveren güçlü bir ateş gibi,

Çırptı kanatlarını, hayatla doluverdi,
Yüksekçe bir ağacın dalına konuverdi.

Adam hayretten dondu, tutulmuştu dili de …
Bu ne biçim bir işti, bir terslik var belli de …

Acıyı ve kederi örtmüştü bu kez merak.
Biraz toparlanınca başını kaldırarak,

Seslendi papağana : “ey sesi tatlı baldan
Aklımı şu başımdan alıp giden papağan !

Söyle neler oluyor; ben de bileyim, anlat;
Bak nasıl perişanım, gitti dizimden takat.

O kardeşin gibiydin; önce yere serildin,
Sonra mucize gibi birden bire dirildin.”

“Peki,” dedi papağan, “anlatayım bak, dinle;
Bana kurtuluşumu sen getirdin elinle.

O mesaj bir öğüttü, şöyle diyordu bana :
“Ey kardeşim dikkat et, hareketimden anla;

Bırak neşelenmeyi, çok konuşmayı bırak !
Bu yüzden kafestesin, anlasana ey ahmak !

Güzel sesin, konuşman insanlara hoş gelir;
Seni kafese koyar, böyle ederler esir.

Bırakırlar yakanı benim gibi ölürsen,
Sen de özgür olursun, çıkarsın esaretten.”

“Demek istedi o kuş, ben de bunu anladım,
Hiç vakit kaybetmeden gördün ki uyguladım.

Ölü taklidi yaptım, ulaştım başarıya,
Beni kendin çıkardın kafesten dışarıya.”

****

Adamcağız şaşkındı, çünkü bu kuş haklıydı.
Onu yenip alteden iki kuşun aklıydı.

Başı önüne eğik düşünceye dalmışken
Papağan konuşmaya başlamıştı yeniden :

“Ayrılık vakti geldi, Allaha ısmarladık;
Vatana dönüyorum, gitmeliyim ben artık.

Sana son bir sözüm var, hem gerçek, hem de kesin :
Sen de özgür değilsin, bunu böyle bilesin.

Gözünü aç, hakkı gör, sen de özgürlüğü bul;
Yolunu biliyorsun, benim gibi yap, kurtul.

Bütün insanlaradır bu sözüm !” dedi uçtu,
Gözünde tütüyordu sevdikleri ve yurdu.

***

Anladınız mı bu kuş bizlere ne söyledi,
Size göre en sonda ne anlatmak istedi ?

****

Doğruyu kaynağından alır, doğru yaşarsan
Doğru olmaya başlar ne yapsan, ne başarsan.

Duymaya başlayınca seni çağıran sesi
Can kuşu hep sıkılır, daralır ten kafesi.

Kuş için kafes neyse mahpusa odur zindan,
Bilenler memnun olmaz böylesi bir durumdan.

Başta peygamberlerdir kafesten kurtulanlar;
Hakikate erenler, hak yolunu bulanlar.

Bu sebeple lâyıktır onlar yol göstermeye,
Hakkı ve hakikati bizlere bildirmeye.

İyi ve doğru herşey hep onların eseri,
Kafese dışarıdan, dinden gelir sesleri.

“Bir tek kurtuluş yolu terketmektir kafesi”
Diye seslenir durur, duyan bilir o sesi.

Ecel gelip çatmadan anla ki ey biçâre,
Bir diriye bağlanıp dirilmektir tek çâre

Peşini bırak hemen şu konforun ve lüksün;
Olmalısın her zaman hasta, zayıf ve düşkün;

Sana değer vermezler eğer böyle yaparsan,
Çıkarsın kolaylıkla şöhretin halkasından.

Şöhret sahibi olmak belâ olarak yeter;
Bir bağdır o dünyaya Demir zincirden beter.

***

Dünya bir hapishane, insan burada tutsak.
Her dünya nimeti de yol üstünde bir tuzak.

Bir kez tutulmayagör, can yutar bu tuzaklar
İçine eğil bir bak, nice yiğitler yatar.

Gafil odur, durmadan mal mülk para yığıyor.
Dar kapıdan bunların hangi biri sığıyor ?

Bile bile hayatın geçici olduğunu,
Ensende duyuyorken ecelin soluğunu,

Etraftan çerçöp topla ve üstüste biriktir,
Ağırlaştır yükünü, kendine çile çektir.

Elinle ör kafese duvar üstüne duvar,
Bir de gerekçeler bul : “herkesin neleri var ?”

Her bir dünya tutkusu başka bir kelepçedir,
Biri birinden ağır, bir pranga, bir zincir.

Bu ne büyük gaflettir, bu ne vurdum duymazlık ?
Felâkete götürür insanı bu aymazlık.

Yoksa bilmiyor musun, cebi yoktur kefenin,
Vârislerin paylaşır hepsini terekenin.

Dünya senin kafesin, sen içinde tutsaksın,
Bir gün kanatlanacak, buradan uçacaksın.

Kafesini altınla kaplamış bile olsan
Ne var ne yok hepsini burda bırakacaksın.

İyisi mi gel uyan, biraz da özüne bak,
Hakikate gel yön dön, şöyle bir ayağa kalk.

Terket fâni olanı, sonsuz olana tutun,
Ebedi hayat için var mı biraz umudun ?

Ne hazırlıklar yaptın, önden neler gönderdin,
Dünya mı, ahiret mi olmalı senin derdin ?

Bil ki bu tutsaklıktan kurtulmanın yolu var :
İbret al, akıllı ol, masaldaki kuş kadar;

Ölmeden ölü görün, terket tutkularını,
Aza kanaat et de, hayra harca varını.

Aşırı istekleri, uzun emeli bırak,
Can kuşunu da düşün, biraz da kendine bak.

“Dünyayı terket” demek, “çalışma da, yat” değil;
Tembellik; ne tevekkül, ne de kanaat değil.

Çalış da rızkını bul, ayağına gelemez,
Ama aşırı gitme, nefis haddi bilemez.

“Ölmeden ölmek” demek, gerçeği görmek demek.
Sonsuz bir mutluluğun yoluna girmek demek.

Çıkmak dar çerçeveden, açmak sonsuza kanat.
Safralardan kurtulup kuş gibi hafiflemek,

Akla ters geliyorsa, evet, delirmek demek,
“Ölmeden ölmek” demek, murada ermek demek.

Etiketler:, ,

Read Users' Comments ( 0 )

Define Arayan Adam

Çok eski zamanlarda Bağdatlı bir fukara
Konuvermişti bir gün büyükçe bir mirasa.

Ani gelen zenginlik onu budala etti,
O koskoca serveti bir kaç yılda eritti.

Ama kolay değildi eskiye geri dönmek,
Küheylan attan inip uyuz eşeğe binmek.

Hep evine kapanır için için ağlardı,
Yaradana sığınıp gece gündüz yalvardı:

Yarabbi sen bilirsin; ben fakir bir kul idim,
Muhtaç değildim ama oldukça yoksul idim;

O sonsuz hazinenden bana mal ve mülk verdin,
Lûtfunla gönendirdin, zenginliğe erdirdin;

Bense kıymet bilmedim, varlıkla sarhoş oldum,
Çarçur ettim dağıttım, ve gene berduş oldum.

Hatamı geç anladım, ne olur beni affet
Taşıyacak gücüm yok, ağır geldi bu zillet.

Hazinende ‘yok’ yoktur; ya lûtfet bir geçim ver,
Ya da canımı al da sona ersin çileler.”

Hep böyle niyaz etti haftalarca, aylarca.
Sonunda bir ses duydu derinden, rüyasında:

Sen kalk ve Mısır’a git, orda bir hazine var.
Senin gelip bulmanı bekliyor nice yıllar.”

Uyanınca sevinçle dertlerini unuttu,
Düşünmeden delice Mısır yolunu tuttu.

Aç ve susuz dolaştı, yollar karma karışık;
Ne define göründü, ne de ufak bir ışık.

Açlık ve yorgunluktan perişan hale geldi;
Sonunda dilenmeye çâresiz, karar verdi.

Ama utanıyordu, nasıl girsin bu işe ?
Geceleyin yaparım, tanımaz beni kimse.

Diye düşünerekten karanlığa süzüldü,
Tenha bir sokak bulup bir köşeye büzüldü.

Bir ayak sesi duyup avucunu uzattı;
Ama güçlü bir pençe bileğini kavradı:

Gel bakalım, sen böyle ne yapıyorsun burda
Bu saatte işin ne bu karanlık duldada ?

Besbelli bir hırsızsın, kötü niyetlerin var;
Yanacaktı kim bilir şerrinden nice canlar !”

İriyarı bu adam mahalle bekçisiydi;
Yakasından tutmuştu, dövüyor, sürüyordu.

Dur, dövme de doğruyu söyleyeyim ben sana
Diye garip bağdatlı yalvarıp yakarınca;

Peki, anlat bakalım, besbelli yabancısın;,
Sakın yalan konuşma, doğru anlatmalısın.”

Diye izin verince güvenlik görevlisi
Bizimki baştan sona anlattı hikâyeyi :

Sandığın gibi değil; ne hırsızım ne zalim;
Bir hulyanın peşinde bu hallere gelmişim.”

Bekçi ona inandı; ve gülerek dedi ki :
Anlaşıldı, sen hırsız falan değilsin belli;

Seni bırakacağım, benden kurtulacaksın;
Ama kusura bakma, sırılsıklam ahmaksın !

Ben yıllardır bir rüya görüyorum her gece;
Diyorlar ki : “Bağdatta şöyle bir mahallede,

Şöylece bir sokakta, şöyle şöyle bir evde
Git, kaz ve çıkar onu; gömülü bir define.”

Yerimden kımıldamam, güler, geçerim ancak,
Senin bir rüya için düştüğün şu hale bak !

Bu kadar mı ahmaksın, sende yokmu hiç akıl ?
Bir daha görmeyeyim, şimdi karşımdan yıkıl ! “

Bu sözleri duyunca şaşırdı mirasyedi:
Tarif edilen bu ev aynen kendi eviydi.

Demek ki hem define üstünde oturmuşum,
Hem de yoksulluğumdan feryat ediyormuşum.

Bu ne büyük gaflettir, ne affedilmez ayıp;
Yorgunlukla, çileyle geçen bunca yıl kayıp.”

Burnu koku almayan ne alır has bahçeden;
Melodiden ne anlar kulağı işitmeyen ?

Hayatını servete, saltanata adayan
Bilemez defineyi, kendi içinde yatan.

Hem gerçek zenginlikten böylece mahrum kalır
Hem de hayattan yalnız çile ve zahmet alır.

Etiketler:, ,

Read Users' Comments ( 0 )

Şaşı Çırak

Bir zamanlar bir yerde iyi bir usta vardı,
Yanında bir de çırak, gözleri biraz şaşı.

Şaşılık bir özürdür, ne bir suç, ne de kusur,
Noksanını bilmemek, işte kabahat budur.

Usta bir gün çırağa, dedi “içeriye gir,
Orda bir şişe vardı, al onu bana getir”.

Çırak içeri gitti ve sesi geldi derin:
“Burda iki şişe var, hangisini istersin ?”

Usta dedi : “iyi bak; şişe çift değil, bir tek;
Yanlış görmeyi bırak, gözünden perdeyi çek!”

“Beni aşağılama” diye seslendi çırak;
“Burda iki şişe var, inanmazsan gel de bak!”

“Öyleyse” dedi usta, “kır şişenin birini,”
“Sonra getir bakalım buraya diğerini.”

Bir şişe kırılınca ikinci de kayboldu,
Çırak bu işe şaştı, anlamadı ne oldu.

Bazı yanlış duygular insanı şaşı eder;
Sonu gelmez arzular, kızgınlık ve öfkeler.

Bir tek olan şişeyi çırak görmüştü iki,
Birinciyi kırınca ikinci uçup gitti .

Şaşı eder insanı aşırılık ve öfke
Ruhu dönemez olur gerçeğe, doğru yöne.

Garaz öne çıkınca altlarda kalır hüner,
Perdeler yer değişir, gönülden göze iner.

Vicdanını karartıp rüşvet alırsa hakim
Farkedemez kim mazlum, göremez kimdir zalim.

Kırmak istemiyorsan içerdeki şişeyi,
İyi anlamalısın çok önemli bir şeyi :

İki tane gözün var biri semaya bakar
İkincinin bakışı hep yere doğru akar.

Kapat iştah ve istek, eleştiri gözünü.
İbret ve şükürle bak, iyi tanı özünü.

Nasihata kulak ver, iyi görürüm sanma,
Hep gönül gözüyle bak, toprak gözüne kanma.

Madde gözü tembeldir, hep kolayını arar
Yanlış yöne götürür insanı kolay yollar.

Üşenme, kaynağı bul, zor gelse de nefsine
Doğru yollarda ara, yokuş ve dik gelse de.

Bırak zannı, şüpheyi, hedefin olsun gerçek.
Varınca göreceksin her zahmete değecek.

 

Bulanıktan uzak dur, her işin olsun berrak;
Ancak temiz bir kalptir, yüzü ak çıkaracak

Zannetmekle bilmenin farkını görememek.
Asıl şaşılık budur, budur gözdeki mertek :

Hele de vesveseye aman sakın kapılma
Güvenilmez bilgiyi kendine rehber kılma.

Vehimden de uzak dur doğru bilgi zannetme,
Hele de evhamları ona buna iletme.

Doğru olsun her işin, doğrudan uzaklaşma,
Doğru bil, doğru düşün, doğrudan asla şaşma.

Etiketler:, ,

Read Users' Comments ( 0 )

 Page 1 of 2  1  2 »
Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com